Turkish Tale

Nisan 23, 2007

Hemoroid Hastalığı

Kategori: sağlık — turktale @ 3:32 am
Hemoroid Hastalığı
Basur olarak da bilinen hemoroid hastalığı anüs (makat) bölgesindeki toplar damar yumağının belirginleşmesi ve dışarıya doğru sarkması ile oluşur.

Anüs bölgesinde mukoza dediğimiz en üst tabakanın hemen altında deri seviyesinden 2-3 cm. yukarıya doğru çepeçevre geniş bir toplar damar ağı vardır. Bu damarların aynen bacaklardaki varisler gibi genişlemesi, sarkması ile hemoroid oluşur.

Damar şişmesi makat kanalının hemen üst kısmında olduğunda buna iç hemoroid, kanalın dış kısmındaki derinin altındaki damarlar şiştiğinde ise buna da dış hemoroid denir. Hemoroid hastalığı genellikle iç hemoroidlerin belirginleşmesi ile oluşur, hastalık ilerlediğinde buna dış hemoroidler de eklenir. Bazı kişilerde ise iç ve dış hemoroidler beraber başlayabilir veya yalnız dış hemoroid oluşabilir.

Hemoroidler 4 derece olabilirler. Birinci derece hemoroid kanalda oluşur., ikinci derece hemoroid defekasyon esnasında, ıkınınca dışarıya sarkar, sonra kendiliğinden geri gider. Üçüncü derece hemoroid ise dışarıya sarktıktan sonra ancak elle itince geriye gider, dördüncü derece hemoroidler ise en ilerlemiş durumdur ve elle itilmesine rağmen içeriye gitmez ve hep dışarıda dururlar.

Hemoroid Hastalığının Sebepleri Nelerdir?

-Kabızlık
-Uzun süreli ishaller
-Ailevi yatkınlık
-Toplardamar yapısındaki bozukluklar
-Karın içi ve basıncını arttıran sebepler (gebelik, siroz)
-Acılı ve baharatlı gıdaların fazla tüketilmesi
-Aşırı alkol tüketimi
-Tuvalet ihtiyacını ertelemek veya tuvalette uzun süre oturmak
-Yaşlılık

Hemoroid Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

-Makat etrafında kaşıntı
-Makatta ağrı
-Dışkı öncesi, esnasında veya sonrasında kan gelmesi
-Makatla ele şişlik gelmesi
-Barsakların tam boşaltılmadığı hissi

Hemoroid Hastalığının Tanısı Nasıl Konur?

Hemoroid hastalığının yakınmaları bu bölgenin kanserleri ile aynı olduğu için bu yakınmalar oluştuğunda ihmal edilmemeli , bir genel cerrahi uzmanı veya gastroenteroloğa muayene olmadan ilaç kullanılmamalıdır.

Utanma nedeni ile muayeneden çekinildiği için doktora zamanında gidilmemesi nedeni ile hem hemoroid hastalığı, hem de kanser ve bu bölgenin diğer hastalıklarında tanıda ve tedavide gecikmeler yaşanmaktadır.
Hemoroid hastalığında tanı, gözle, parmak muayenesi ile ve rektosigmoidoskopi dediğimiz ışıklı aletlerle içerinin gözlemlenmesi ile konur.

Hemoroid Hastalığında Tedavi

Birinci ve ikinci derece hemoroidlerin tedavisinde öncelikle rahatlatıcı ve sebebe yönelik tedaviler yapılır. Kabızlık varsa tedavi düzenlenir. Tıbbi tedavi ve önlemlere rağmen yakınmaları geçmeyen hastalara skleroterapi ( iğne ile büzüştürme tedavisi ) band ligasyonu , koterizasyon, lazer veya infrared ışınları ile yakma uygulanabilir.

Üçüncü derece hemoroidlerde önce tıbbi tedavi ve ameliyat dışı yöntemler uygulanabilir, bu tedaviler yeterli olmaz ise cerrahi tedavi uygulanır.

Dördüncü derece hemoroid hastalığında ise tedavi cerrahidir. Cerrahi tedavide amaç şişmiş damarların çıkartılmasıdır. Ayrıca doppler yöntemi ile buraya gelen atardamarların bağlanması veya her ikisinin kombinasyonu uygulanabilir. Özel bir cihazla hem damarların çıkartıldığı hem de sarkan iç tabakanın yukarıya çekilip zımbalandığı başka yöntemlerde vardır.

Hemoroidlerin yanında fissür (çatlak) gibi başka patolojilerinde varlığında cerrah uygun tedaviyi seçerek uygular.

Operasyon genellikle iyi sonuç verir ve iyi bir ameliyat sonrası yakınmaların tekrarlama ihtimali çok düşüktür.

Gözde kızarıklık Üveit’in habercisi mi?

Kategori: sağlık — turktale @ 3:31 am
Gözde kızarıklık Üveit’in habercisi mi?
Üveit, gözün iç kısmını tutan bir hastalık olduğu için görme kaybına yol açabiliyor.

Ancak doğru tanı,erken tedavi ve düzenli takip ile görme korunabiliyor.

Üveit Hastalığı Nedir?

Gözün “uvea” tabakasının iltihaplanmasına “ Üveit” denir.

Yapı olarak bir topa benzeyen gözün ortasında bulunan jel benzeri maddenin çevresini 3 tabakadan oluşan bir kılıf sarar. En dışta “sklera adı verilen beyaz kısım, en içte retina adı verilen ve görmemizi sağlayan kısım, ortada ise “uvea” bulunur. Uvea, gözü besleyen damarları içinde bulundurur.Bu nedenle buranın iltihabı gözün tüm dokularını etkiler. Bu durum görmeyi ciddi şekilde tehdit eder.

Üveitin Belirtileri nelerdir?

Işığa karşı hassasiyet, ağrı, gözde kızarıklık, görmenin azalması en önemli belirtiler. Gözde kanlanma, kızarıklık, ağrı ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kisilerde göz belirtileri daha sık ve daha ağır seyrederken, kadınlarda ve yaşlılarda daha seyrek ve daha hafiftir. Göz belirtileri bazen körlüğe kadar gidebilir.

Üveit Hastalığı Neye Bağlı Olarak Ortaya Çıkar ?

Behçet Hastalığı Üveit nedenidir. Bazı hastalarda virüsler, mantarlar, parazitler üveite neden olabiliyor. Behçet Hastalığı dışında vücudun diğer kısımlarında bulunan hastalıklar da (artritler , romatizmal hastalıklar gibi) neden olabiliyor.En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir .

Bu hastalığın tanısı nasıl konmaktadır?

Belirtiler başlayınca mutlaka göz doktoruna muayene olmak gerekir.Çünkü İltihap görmenin kalıcı bir şekilde kaybına neden olabiliyor. Ancak doğru tanı,erken tedavi ve düzenli takip ile görme korunabiliyor.

Göz muayenesinin yanında çeşitli durumlarda sistemik bir hastalığın araştırılması da gerekebilir. Bu durumda romatologlar, dahiliyecilerle ortak araştırmalar yapılabilir. Paterji denilen deri testi ve bazı kan testleri ile klinik muayene tanı koydurucudur.

Üveit Hastalığının tedavisi nasıl yapılır ?Ne tip İlaçlar Kullanılır?

Behçet hastalığı tedavisinde özellikle steroid ve göz bebeğini büyüten ilaçlar içeren damlalar sıklıkla kullanılır. Gözde daha derinlerde bulunan iltihaplarda sistemik ilaçların kullanılması gerekebiliyor. Glokom, katarakt ve yeni damarların oluşması gibi çeşitli komplikasyonlar gelişebiliyor.
Bununla beraber hastalığın şu anda kesin bir tedavisi yok .Göz tedavisinde ise kortizonlu damlalar kullanılır. Daha ileri vakalarda gelişen yan etkilerin tedavisi için katarakt, glokom ve vitrektomi ameliyatları yapılır. Ayrıca göz içine yapılan kortizonlu ve damar gelişimini engelleyici ilaçlarda ümit vericidir. Bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar tedavide kullanılır. Ancak bu ilaçların uzun süreli kullanımları zor.

Hastalığın tablosu değişebilir mi?

Behçet hastalığında görülen üveit gözün değişik bölgelerinde görülebilir. Gözün ön kısmında gelişen iritis, cyclitis gibi durumlar daha ani başlangıçlı ve daha kolay tedavi edilen durumlar. Daha geride gelişen koroidit gibi durumların başlangıcı daha yavaş, tedavisi daha zordur.

Behçet Hastalığının “Üveit” üzerindeki rolü nedir ?

Behcet hastalığı daha çok 20-30 yaşlarda ve erkeklerde görülür. Türkler, Araplar, Yahudiler, Ermeniler ve Japonlarda daha sık görülür. Behçet hastalığının en karakteristik özelliklerinden birisi ataklar halinde seyretmesi. Yaşla birlikte hastalığın aktivitesi azalır. Behçet hastalığının nedeni bilinmiyor. Ancak Göz tutulumu hastalığın seyrinde çok önemli.Tedavi kesinlikle bir göz doktoru kontrolünde yapılmalı.

Üveit hakkında yeni bilgiler var mı?
Genetik biliminde sağlanacak gelişmeler Üveit hastalığının tedavisinde yeni ufuklara yol açacaktır. Behçet hastalığının en tipik belirtisinin gözde kızarıklık yapan “üveit” olduğu unutulmamalı ve bu yakınmaları olan hastalar mutlaka vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurmalıdır.

Ailenizde böbrek taşı varsa dikkat

Kategori: sağlık — turktale @ 3:30 am
Ailenizde böbrek taşı varsa dikkat
Böbrek taşları idrardaki kristallerin üstüste birikmesi nedeniyle oluşur. Ülkemizdeki en yaygın sağlık problemlerinin başında gelmektedir.

Kesin olarak nedeni bilinmemekle beraber sıklıkla sebep beslenme alışkanlıkları, az sıvı alımı, genetik faktörler, bazı ilaçlar ve hastalıklar olarak sıralanabilir. Farklı taşlarda farklı sebepler olabileceğinden taşın laboratuvar analizi önemlidir.

Burada amaç, laboratuvar analizlerinin sonucuna göre ileride taşların yeniden oluşmasını engellemek veya geciktirmektir. Üriner sistem taşlarının çoğu spontan olarak kendiliğinden düşme eğilimindedir. Taşlar yıllar boyu hiçbir belirti vermeden gizlice böbrekte kalabileceği gibi böbrekten mesaneye geçişinde şiddetli ağrı verebilir. Bazen taşlar idrarda gözle görülebilen yada bazen sadece idrar analizinde gösterilebilen kanamalara yol açabilir. Bazı hastalarda hayatın ilerleyen yıllarında tekrarlayıcı böbrek taşları olabilir. Gelecekte ortaya çıkabilecek durum hakkında detaylı bilgi ve tavsiyeler için mutlaka işin uzmanı ürolog ile irtibata geçilmelidir.

Böbrek taşlarının safra kesesi taşlarıyla herhangi bir ilişkisi yoktur. İkisi ayrı sistemden kaynaklı taşlardır ve yapıları farklıdır. Safra kesesi taşı olan bir hastada böbrek taşı görülme olasılığı artmaz.

Böbrek taşı nedir?

Yaşamsal faaliyetlerimizin devamı için gerekli olan bio kimyasal işlemlerin sonunda oluşan atık maddelerin vücuttan atılma yerlerinden biri de böbreklerdir. Ayrıca vücut için gerekli bazı maddelerin seviyesinin ayarlanması da böbrekler tarafından yürütülür. Böbrek taşları idrarda çözülemeyen ve atılamayan kristallerin biraraya gelmesiyle oluşur. Normalde idrarda kristal ve taş oluşumunu engelleyecek bazı kimyasal maddeler vardır. Fakat bazı insanlarda bu engelleyici mekanizma tam olarak çalışamayabilir ve bu kişilerde tekrar edici idrar yolları taşları görülür. Taşların ölçüleri oldukça değişken olabilir ve böbrekten mesaneye doğru ilerleme eğilimindedirler. Taşın idrar akışını tıkaması ve hareket etmesi durumunda ağrı kanama ve enfeksiyon gelişebilir.

Böbrek taşları kimlerde oluşur?

Her insanda taş oluşma riski vardır. Sıklıkla 20 – 50 yaşlarında görülürken 30’lu yaşlar hastalığın en sık görüldüğü yaş grubudur. Erkekler kadınlara göre 3 kere daha fazla risk altındadır.

Taşı oluşturan sebepler nelerdir?

Taşı oluşturan kesin neden bilinmemekle beraber risk faktörleri şunlardır:
-idrar yolu enfeksiyonu
-böbrekteki yapısal bozukluklar
-böbrek hastalığı olanlar (renal tübüler asidoz, kistik böbrek hastalığı…)
-beslenme alışkanlıkları
-yetersiz sıvı alımı
-sıcak iklim kuşağında yaşamak
-hiperkalsiüri, sistinüri, hiperokzalüri, hiperürikozüri
-bazı ilaçlar (asetazolamide, anti viral ilaçlar….)
-bazı bağırsak hastalıkları (inflamatuar bağırsak hastalığı…)
-genetik faktörler
-geçirilmiş bağırsak ameliyatları ( jejono ileal by-pass )
-metabolik hastalıklar (örn. Hiperparatiroidizm, gut hastalığı…)

Taşlı hastalarda belirtiler nelerdir?

İdrar yolu taşları hiçbir bulgu vermeden gelişebileceği gibi bazen ciddi bulgularda vermektedir.

En sık görülen yakınma ağrıdır. Bu ağrı bazen çok şiddetli olabileceği gibi bazen rahatsızlık vermeyen ağrılar şeklinde de olabilir. Karakteristik ağrı, kolik diye adlandırılan ve böğür bölgesinden başlayıp öne doğru ilerleyen, kasık ve testislere de yayılabilen ağrılardır. Ağrı taşın hareket etmesine veya üriner sistemin tıkanmasına bağlı olarak gelişir.

Kan: Bazen gözle görülebilecek kadar olurken bazen de sadece mikroskopik incelemede görülür.

Bulantı ve kusma: Taş’ın yaptığı ağrıya bağlı gelişen mide-bağırsak sistemindeki hareket azalmasına bağlı olarak gelişir.

İdrar yapma da zorluk görülebilir.

Teşhis yöntemleri nelerdir?

Hastanın şikayetleri belli bir ölçüde tanı koymaya yardımcı olur. Ayrıca taşın görüntülenmesi yapılmalıdır. Bu amaçla;

-DÜSG grafisi: Yatarak çekilen karın ve pelvik bölge grafisi
-Ultrason
-İ.V.P (İlaçlı böbrek filmi)
-Spiral üriner sistem komputer tomografilerinden faydalanır. Bazen kan analizlerine de ihtiyaç duyulur.

En sık görülen taşlar hangileridir?

Böbrek taşları çeşitli kimyasal kombinasyonda olabilirler. En sık görülen kalsiyum taşlarıdır. Kalsiyum taşları sıklıkla okzalat veya fosfat ile kombinasyon halinde bulunurlar. Daha az sıklıkla enfeksiyon taşları (magnezyum amonyum fosfat taşları) ve daha da az oranlarda ürik asit ve sistin taşları görülür.

Böbrek taşlarında tedavi nelerdir?

Böbrek taşların çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık %80’i ilaç tedavisi ile düşer. Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür. 4 mm’nin altında taşın düşmesi beklenirken 6 mm’nin üzerindeki taşlar‘a müdahale gereklidir. Ayrıca taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimi de düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir.

1.Kendiliğinden yada ilaç yardımıyla taşın düşürülmesi

2.ESWL ( şok dalgası ile taşları kırmak)

Bir odaktan çıkan şok dalgaları taşın üzerine yönlendirilerek taş kırılır. X-ray ve ultrason ile odaklama yapan ESWL cihazları mevcuttur. Kırılan taş parçaları idrar yoluyla vücuttan atılır. ESWL bütün taşlarda başarı sağlayamaz. Başarı taşın cinsine, sertliğine, büyüklüğüne ve idrar yolunda yerleştiği yere göre değişir. Tek bir seansta kırılabilen taşlar olabileceği gibi tekrarlayıcı seanslara da ihtiyaç duyulabilir. ESWL seansı sırasında rahatsızlık hissi ve ağrı duyulabilir. Bu nedenle tedavi öncesi ağrı kesiciler kullanılır. İşlem sonrasında çoğunlukla hastanede kalmaya ihtiyaç olmaz.

3.Minimal invaziv girişimler ( Perkütan Nefrolitotomi, Üreterolitotripsi):

Bu girişimlerde amaç üriner sistemi tehdit eden taştan kurtulmayı sağlamak ve hastanın en kısa zamanda günlük hayata dönmesini sağlamaktır.

Perkütan nefrolitotomi ve Üreterolitotripsi bu grupta yer alan girişimlerdir.
Taş, uygulanan tedaviye rağmen düşmüyorsa, düşmeyecek boyutlarda ise, idrar yolunda idrarın akmasını engelleyecek tam bir blok oluşturuyorsa, tekrarlayıcı idrar yolu enfeksiyonuna yol açıyorsa, böbreklerde hasara yol açmışsa girişim gereklidir.
Önceleri, taş için açık cerrahi yapılırken artık günümüzde minimal invaziv girişimler diye adlandırılan yeni yaklaşım mevcuttur. Bu girişimlerde amaç, en kısa zamanda hastalığın ortadan kaldırılması ve hastanın en erken dönemde günlük hayatına dönmesini sağlamaktır. Minimal invaziv girişimlerde hasta erken dönemde normal yaşamına döner. Endoskopik böbrek taşı ameliyatında sırt bölgesinde böbrek hizasına 0,5 – 1 cm boyutunda bir kesi yapılır. Röntgen kontrolü altında böbreğe iki ucu açık ince bir tüp yerleştirilir. Bu tüpten yerleştirilen optik cihaz yardımıyla taş video sistemi ile monitörde görülür ve özel aletler yardımıyla çıkartılır. Perkütan ameliyatının en önemli üstünlüğü vücut dokularının normal yapısının korunmasıdır. Bunun sonucunda iyileşme süreci hızlıdır. Hastalar ameliyat sonrası dönemi açık ameliyata göre çok daha rahat geçirmektedir. Hastalarımız genellikle 2 – 3 günde taburcu edilerek günlük aktivitelerine hızla kavuşurlar. Bu, açık böbrek taş ameliyatı ile karşılaştırıldığında oldukça kısa bir süredir.

4.Klasik açık ameliyat yöntemi

Bu yaklaşımlardan hangisinin uygulanılacağı taşın yerine, büyüklüğüne, idrar yollarına verdiği veya verebileceği zararına ve taşın cinsine bağlıdır. Günümüzde minimal invaziv tekniklerin gelişmesi sonucu klasik açık cerrahi, enaz başvurulan ve enaz tercih edilen metod olarak kalmıştır

ÖNERİLERİMİZ:

-Taş hastalığı olanlar varsa sizde de taş hastalığı olabilir.
-•Taş oluşumunu engellemek için bol miktarda sıvı, özellikle su alınız.
-Birden fazla taş düşürdüyseniz ya da taş tedavisi gördüyseniz düzenli kontrol çok önemlidir.

Taşların oluşumu önlemek mümkün olabilir mi?

Tekrarlayıcı böbrek taşı olanlarda bazı tavsiyelere dikkat edilerek taşın yeniden oluşumu engellenebilir yada yeniden oluşması geciktirilebilir. Bu nedenle 24 saatlik idrar analizi ve kan analizini içeren bir değerlendirme yapılır. Ayrıca daha önceki taşların kimyasal yapısı araştırılarak taşların kimyasal yapısı anlaşılır. Metabolik değerlendirme denilen bu işlemlerle idrarda taş oluşumuna yol açabilecek maddelerin düzeyleri ölçülüp sonuca göre diyet yada ilaç verilebilir.

Gençlerde şiddetli başağrısı

Kategori: sağlık — turktale @ 3:30 am
Gençlerde şiddetli başağrısı
Genç ve orta yaşta görülen beyin kanamasının en sık nedeni anevrizmadır.

Basit bir anlatımla Anevrizma; beynin kanlanmasını sağlayan damarlarda oluşan genişlemedir. Anevrizma özellikle 25-50 yaş arasında görülen beyin kanamalarının en sık nedenidir. Kanamaya yol açan anevrizmaların büyük çoğunluğu ana beyni besleyen damarlara bir boyunla bağlanmış olan kese biçimindeki anevrizmalardır(damar genişlemeleridir.)

Tam kanıtlanmasa da anevrizma oluşmasının nedeni, damar yapısındaki bozukluklar olduğu yönündedir. Bir görüş ise anevrizmanın doğumsal olduğu yönündedir. Fakat bu amaçla yeni doğanlar üzerinde yapılan otopsi incelemeleri sonucunda hiç anevrizmaya rastlanmamıştır.

Ayrıca; otopside anevrizma bulunan çocuk olgularının hemen hepsinde, travma, enfeksiyon ve başka hastalıklar gibi değişik kuşku yaratacak nedenler tespit edilir.

Peki anevrizmanın yırtılıp beyinde kanama oluşmasında ne denli belirtiler olur?

1)Akılda tutulması gereken kural bu tür kanamalarda;

Kanama öncesi genel durum iyidir. Kanamada görülen ağrı akut başlar ve hastanın tanıdığı diğer ağrıları benzemez.

2)Öte yandan bazı hastalarda asıl kanamanın öncesinde; gelip geçici şiddetli baş ağrısı olur. Bu bazen anevrizmanın habercisidir ve sızma şeklinde kanamayla oluşur.

3)Bu kanama beyinde sulanarak naid bölge denen beyin ve omirlik sıvısının dolaştığı boşluğa açıldığı için, ense sertliği ve kusma gibi belirtiler görülür.

4)Yine kanamanın şiddetine göre; bilinç kaybı olur ve bazen de kanama şiddetli olursa hasta komaya girer ve birkaç saat içinde kayıp edilebilir.

5)Kanamayı tetikleyen faktörlerin başında fiziki aktivite gelir (aşırı spor,sex vs.)

Anevrizmal kanamada ölüm oranı çok yüksektir. Bu tür hastaların yaklaşık üçte biri, kanamanın; ilk 24 saatinde kayıp edilir. Hızla bilinç kapanan hasta kısa zaman içinde hastaneye yetiştirilse bile ölümün bir süre geciktirilmesi dışında sonuç değişmez. Hastanın hayati fonksiyonu en çok etkileyen en önemli faktör; hastanın bilinç durumu ve beyin omirlik sıvısının beyinde dolaştığı subaraknvid denen aralıktaki kan miktarıdır.

Anevrizmaya bağlı beyin kanaması süphesi ile hastaneye başvuran hastaya; beyin mR ve mR anjio yapılmalı ve hemen müdahale edilmelidir. Hataya girişimsel anjio yapılıp operasyona karar vermek gerekir.

Kanamayı iyi durumda atlatan vakalarda bile tekrar kanama riski olduğu için,anevrizma tespit edilip mutlaka klipe edilmelidir. Girişimsel radyolojik tekniklerinin ilerlemesi ile bu işlemlerin yapıldığı merkezlerde; anevrizmalar kateterizasyon yöntemi ile tıkanmaktadır. Bu yöntemin başatıya ulaşması operasyon seçeneğini azaltsa da bazı vakalarda operasyon kaçınılmaz olmaktadır.

Erken teşhis için ne yapılabilir?

Her hastalıkta olduğu gibi erken teşhis erken tedavi hayati risk taşıyan bu kanamayı önleyebilir. Devamlı baş ağrısı olan ve ailesinde anevrizmaya bağlı kanaması olan veya kanama olmasa da anevrizma saptanan aile bireyleri mutlaka bir hekime başvurmalı ve mR ve mR anjio ile beyin taraması yaptırmalıdır. Eğer anevrizma tespit edilirse, bu anevrizma girişimsel radyolojik tetkikleri ile tıkanıp, zararsız hale getirilir ve kişi genelde ölüm ve sakatlıkla sonuçlanan bu kanama riskinden kurtulur.

Saygılarımla

Önceki Yazılar»

WordPress.com'dan blog alın.