Türk Yazınında Nazım Hikmet
M. Okan Baba
Büyük sanatçıların kişiliği ortaya koyduğu ürünler ve uğraştığı sanat alanında yaptığı değişmelerle ölçülür. Nazım Hikmet’in Türk diline ve yazınına katkısı göz önüne alınınca onun kişiliği hakkında yeterince bir bilgiye sahip olabiliriz. Daha on üç yaşında bir yangın karşısındaki davranışını ve olayları dile getiriş biçiminin ilk izlerini bize verir. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal gibi iki ustanın bakış açılarından şiire getirdikleri yanında, onun hece şiirden geliştirdiği, serbest koşuk biçimiyle Türk şiirinde yeni bir ufuk açmıştır. Kendisinden sonra gelen kuşaklardan günümüze değin bu biçimin sürüp geldiği düşünülürse onun sanatçı olarak Türk yazınına yaptığı katkı daha iyi anlaşılır.
Bir sanatçının kişiliği, yetiştiği ortamın ve döneminin olayları ektisinde oluşur. Nazım’ın yetiştiği aile ortamı buna çok uygundur. Ekin ve sanat beğenisi oldukça gelişmiş bir aile içinde yetişmiştir. Annesinin büyük babası Mustafa Celaleddin Paşa’nın (1828-1875) 1869′da yazdığı “Les Turcs Anciens et Moderns” adlı yapıt, döneminde önemli yankılar uyandırmış, Türklük tarihine yeni ufuklar açmıştır.
Hilmi Ziya Ülken “Çağdaş Türk Düşüncesi”adlı yapıtında bu konuda oldukça ayrıntılı bilgi vermektedir. Nazım’dan çok önce ölen büyük dedesinin, onun üzerindeki etkisi bilinmez ama özellikle bu ortamda yetişen annesinin etkisini yadsıyamayız.
Nazım’ın yanında yetiştiği büyük babası Nazım Paşa’nın hem şair hem Mevlevi oluşu, onun çocukluğunu derinden etkilediği kuşku götürmez. Nazım’ın ilk şiir denemelerinde bu etkiyi açıkça görüyoruz. Mevlana redifli şiiri bunun en güzel örneklerinden biridir.
Ebede set çektim perdeyi deldim
Aşkı içten duydum arşa yükseldim
İşte huzuruna secdeye geldim
Ben de müridinim işte Mevlana
Nazım bu konakta dönemin bütün gençleri gibi geleneklere göre yetişir. Gerek duygu, gerek düşünce yönünden ailenin bütün özelliklerine bağlıdır. Eğitimini de o zamanın geçerli olan okullarında yapar, deniz subayı olur. Fakat sağlığı nedeniyle askerlikten ayrılır. Bu dönemden sonra kendisini sanata ve edebiyata adar. Nazım’ın yetiştiği dönemde Tanzimat’ın kimi sanatçılarının yaşadığı gibi Servet-i Fünun sanatçıları derginin kapanmasından sonra eski hızlarını yitirmekle birlikte, kendi yollarında ürünlerini yayımlamayı sürdürüyorlardı. Tevfik Fikret’in toplumsal şiirleri bu dönemde çeşitli yerlerde yayımlanıyordu. 1908′den sonra yetişen kuşak Servet-i Fünun yolunu izliyordu. Fakat bunlar, Batıda gelişen yeni yazın akımlarına yabancı değillerdi. Baudlaire gibi Sembolist akımın getirdiği yeni serbest biçim anlayışı bu gençleri etkilemişti. Bunlar, Servet-i Fünun dilini kullanıyorlardı. Şiiri de günlük olaylardan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Daha çok içe dönük, üzüntülü bireysel konuları işliyorlardı. Bunlar, Servet-i Fünun dergisi çevresinde şair topluluğu oluşturdular, adına “Fecr-i Ati” dediler. Fakat bu dönemin koşulları bu tür bir anlayışa uygun değildi. Bunun için bir süre sonra bu topluluk dağılmıştır. Bu topluluktan en güçlü kalem Ahmet Haşim’di.
Fecr-i Ati’nin İstanbul’da ürünler verdiği yıllarda Selanik’te Ziya Gökalp çevresinde toplanan birtakım gençler, “Genç Kalemler” dergisini çıkarıyorlardı. Bunlar dağılma sürecine giren Osmanlı Devletindeki azınlıkların kendilerini koruyacak, tanıtacak girişimleri karşısında yeni bir arayışa girmişlerdi. Tanzimat’tan beri gelen Türkçülük anlayışı bunlarda bir dil anlayış olarak ortaya çıktı. Daha sonra ulusal bir şiir sorununa dönüştü. Bunlar, kendi anlayışlarına göre toplumsal konuları dile getiriyorlardı. Kendisi bir önceki kuşaktan olmasına karşın yeni bir şiir arayan Mehmet Emin Yurdakul yalın bir dille toplumsal konuları işliyor, Türk şiirinin nasıl olması gerektiğini anlatıyordu. Genç Kalemler, ulusal konuları hece ölçüsüyle anlatmaya çalışıyordu. Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ulusal şiirin gelişmesine yardım ediyordu. Böylece hece ölçüsüyle yeni ürünler veriyorlardı.
Bu sırada Avrupa’dan dönen Yahya Kemal yeni bir anlayışla Türk şiirini aruzla fakat yeni bir anlayışla işliyordu. Onun çevresinde toplananlar Dergah dergisini çıkarıyorlardı. Fakat Yahya Kemal katkısız şiiri arıyor, güncelden çok tarihsel içerikli bireysel duyguları dile getiriyordu.
Nazım böyle bir yazın ortamında ürünlerini vermeye başladı. Bunlar, çeşitli bireysel duyguları dile getiren şiir denemeleridir. Nazım’ın ilk yayımlanan şiiri “Serviliklerde” 1918′de Yeni Mecmua’da yayımlanmıştır:
Bir inilti duydum selviliklerde
Dedim burada da ağlayan var mı?
Yoksa tek başına bu kuytu yerde
Eski bir sevgiyi anan rüzgar mı?
Bu şiir o dönemde hececiler çevresinde büyük ilgi görür. Artık Nazım hece şiirini kullanan bir şair olarak yazın ortamına girer.
Bu dönemde Yahya Kemal’in eski dönemin duygularına dayalı şiirlerinin etkisiyle “Gönül” konulu bir şiir yarışması düzenlenir. Nazım bu yarışmaya şu şiiriyle katılır.Benim gönlüm bir kartaldır
Nerde güzel görsem ben
Haydi derim haydi saldır
Onun için kan dökmekten
Gagasının rengi aldır
Göklerinde tek yaşıyor
Gönüllerin ilahıdır
Gönüllerle uğraşıyor
Her fırtına bir ahıdır
Açılınca kanatları
Gölgesiyle kaplanır yer
Bu şiir hece ölçüsüyle yazılmış birçok eksikliğine karşın ses ve duruşu söyleyişi, imge düzeni gönünden yenidir. Şiir söyleşi yönünden dikkat çekmiştir. Nazım’ın sanatında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Nazım Hikmet bu döneminde “Kırk Haramiler Esiri” şiirini yazar. Bu dönemin en önemli ürünlerinden biri de “Yaralı Hayalet”tir. Fakat o günkü koşullarda Nazım (Vatan, Irkıma) gibi şiir denemeleriyle toplumsal konulara girer. Hece ölçüsüyle yaptığı bu çalışmalar, şiirde gelişmesini sağlar. Bu dönemde yazdığı “Yaralı Hayalet” artık usta bir şairin ürünüdür.
“Yaralı Hayalet” şiirini yazarken günün duygularını, adetlerini aldığı toplumsal eğitim içinde dile getirir. Bu şiir eski şiirimizin değişik öğelerini bir araya getirir. Hece ölçüsüyle düzenli nazım biçiminde ve mesnevi uyağında yazılmıştır.Bir gece bir odada dört arkadaş toplandık
Bir uzak ruya olan geçmiş günleri andık
Gözlerimiz yaşlıydı, gönüllerimiz mahzun
Hepimiz memleketten konuştuk uzun uzun
Dördümüzden iki Aydın uşaklarından
Efelerin kanıydı damarlarındaki kan
Onlardı en ziyade ağlayan için için
Bu hali nihayete erdirebilmek için
Bir sedefli tambura vererek küçüğüne
Dedim ki: “Kımıldanın, bu küskün haliniz ne?
Bir çal da dinleyelim, haydi sarı zeybeğim;
Canlansın gözümüzde yalçın dağların beyi”
Çaldı, tamburasından tarihin sesi geldi,
Dağlara yaslanarak sanki zeybek yükseldi.
Nazım kullandığı 14′lü ölçü ve uyak biçimiyle şiire geniş bir ses ortamı ve destansı bir söyleyiş kazandırmıştır. Bu şiirin sonuna doğru
Sen misin sarı zeybek? Sarı zeybek sen misin?
Zeybek sendeliyorsun! O ne? Soluyor benzin!
Yere, eskisi gibi hızlı vurmuyor dizin…
Bu dizeler artık serbest koşuğa geçişinin ilk adımlarıdır. Bu şiir o dönemde pek sevilir. Nazım, İstanbul’un işgali günlerinde şiirleriyle karşı koymaya çalışır. O günkü gençliğin önderi olur. Fakat İstanbul çekilmez duruma gelir. Bu sırada Anadolu’da Kurtuluş Savaşı başlamıştır. Nazım olanak bulur bulmaz Anadolu’ya geçer (1 Ocak 1921). Nazım Hikmet Anadolu’da gençliği “Kurtuluş Savaşı”na katılmaya çağıran şiirler yazar. Hep toplumunu, toplumunun acılarını hece şiirinin yeni biçimlerini kullanarak dile getirir.
Toplumuna karşı sorumluluk duygusu taşıyan bir kişi olarak Nazım, Anadolu’ya geçtiği zaman Spartaküslerle karşılanır. Onların düşüncelerinden etkilenir. Toplum sorunlarının yalnız savaş, tutsaklık olmadığını kavramaya çalışır. Bolu’ya öğretmen olarak atandığı zaman Anadolu’nun bütün geriliğini, açlığını, insanların bilinçsizliğini görür. Bundan derin bir acı duyar. “Kara Kuvvet” şiirini yazar:Asırlar var ki bu memleketin
En sade, en temiz gönüllerine
Göklerin ezeli nuru yerine
Zulmeti siniyor kara kuvvetin
Asırlardan beri bu kara kuvvet
Bir yara ki ruhumuzda kanıyor
Susuz bir kurt gibi homurdanıyor
Bir nura koşarsa eğer memleket
Bu şiir düzeni koşuk biçimlerinden sarmal uyakla yazılmıştır. Ölçüsü hecedir. Sesi ulusal yazının sesidir. Fakat artık bu bir hamasi şiir değildir. Konusu yönünden önceki ürünlerinden ayrılır. Bilgisizliğin toplumun gelişmesine engel olduğunu anlatır. İçerik bakımından şiire yeni bir boyut getirir. “Gericiliğin” yeni her düşünceyi boğmaya, yok etmeye çalıştığını belirtir.
Nazım’ın bu dönemde yazdığı “Meşin Kaplı Kitap” adlı şiiri hem biçim hem içerik bakımından farklıdır.Sayfalar döndükçe bunlar hep birer birer
Doğrulup devrildiler
Ay battı güneş doğdu
Kalbimde ateş doğdu
Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı
Varsın gömülsün diye, bir ebedi uykuya
Attım bir kuyuya
Yazık yazık ki asırlarca aldandık
Karanlıkta çizilen izleri görmek için
Görüp yüz sürmek için
Yazık yazık bir çerağ gibi yandık
Efendiler, ağalar, evliyalar, keşişler,
Ebedi karanlığın boğulsun kollarında
Artık temiz ruhların aydınlık yollarında
Sade bir din, bir kanun, bir hak işleyen dişler
Bu şiirin tümüyle incelendiği zaman ölçü yönünden 7 ve 14 heceyle yazıldığı, uyak yönünden o güne değin yazılan hece şiirinden farklı olduğu görülür.
Bu şiir içerik açısından o zamanki anlayışa bir meydan okuyuştur. Kuran hakkındaki düşüncelerini söyler. Bununla yetinmez “Kara Kuvvet” şiirindeki kara kuvvetin kim olduğunu burada açıklar. Ayrıca yeni anlayışına göre toplumda yöneten ve yönetilen iki sınıfın varlığını bize duyurur. Bu şiirle Nazım yeni şiirinin temel öğelerinin temelini koyar. Bu onun sanatında önemli dönüm noktasıdır.
Nazım Hikmet, Rusya’ya gittiği zaman serbest koşuk hakkında bir bilgisi olduğu gibi heceden geliştirdiği biçimle kendisine özgü bir serbest koşuk oluşturduğu görülüyor. Ancak, Moskova’ya gittiği zaman Konstrüktivizm ve Futurizm akımı çok yaygın bir durumdadır… Özellikle futuristler, adından da anlayışı benimsemişlerdir. Onlar geçmişte olan her kurala karşı, her yönlendireceğini savunan bir anlayışı benimsemişlerdir. Onlar geçmişte olan her kurala karşı, her şeyi yeniden kurma amacını güdüyorlardı. Ancak dilin bütün olanaklarından yararlanarak yeni bir şiir biçimi oluşturmaya çalışıyorlardı. Bu anlayış Nazım’ın arayışına uygun düştüğü için bu akımdan etkilenmiştir. Burada “Yeni Sanat” şiiri yazar:
Hey
Avanak!
Elinden o zırıltıyı bıraksana!
SanaÜç telinden üç sıska bülbül öten
Üç telli saz
Yaramaz.
Üç telli saz
Miliyonlarla ağzı
Bir tek ağızla
Güldüremez.
Üç telli saz
Dağlarla dalgalarla kitleleri
İleri
Atamaz.
…
Coşkun çalgıcı başı
Esiyor orkestram
Dağlarla dalgalarla dağ gibi dalgalarla dağ gibi dağ-lar-la
Bu şiir denemedir. Fakat geleneksel sanatın kuralları ve hece ölçüsünün dar kalıplarının yeni yaşamı anlatamayacağını, yeni dünya için yeni bir şiirin olmasının gerekliliğini ustaca anlatır. Bu yıllarda Nazım “Yalın Ayak”, “Açların Gözbebekleri” gibi şiirleri hep bu açıdan yazar. “Yalın Ayak”, Anadolu’daki bilisizliğin, yoksulluğun bir tablosudur.Kafamızda güneş
ateş
bir sarık
Arık toprak arık
çıplak ayaklarımızda çarık
İhtiyar katırından
daha ölü bir köylü
yanımızda
Yanımızda değil
yanan kanımızda
…
ayı ini köyler
balçık kasabalar
kel dağlar aştık
işte biz o diyarı böyle dolaştık
Bu şiir hem yenidir, hem de Anadolu’nun durumunu yansıtır. Nazım birçok yapıtında dış dünyayı katıksız bir yansıtmayla anlatır. “Açların Gözbebekleri”aynı dönemin ürünüdür..Değil birkaç
değil beş on
otuz milyon
aç
bizim
dizeleriyle başlayan bu şiir incelendiği zaman değişik bir bakışımın kullanıldığını görürüz. Fakat yansıtmacı bir anlayışla güzel ve etkili bir tablo çizer. Vala Nurettin bu şiirin 1922′de Moskova Üniversitesine gittikleri ilk aylarda yazıldığını anlatır. Nazım’ın bu dönemde yazdığı şiirler İstanbul’a ulaşınca Ahmet Haşim “Yeni Sanat” şiirini boğuşarak uzun müddet yüzmüş bir adamın ter ü taze uzviyeti, kıpkırmızı derisi, değişmiş sesi ve çehresiyle İstanbul sahiline çıkıverdi… Nazım Hikmet dev elleriyle eski musiki kutusunu sarp kayalara çarpıp parçalayarak yeni nazmının, havaya gürültülü atıştan fıskiyeler gibi fışkıran korkunç ve tatlı musikisini vücuda getirmiştir… Nazım Hikmet serbest nazım fikrini hece vezninde neşv ü nema etmiştir.” (Akşam nr. 2145, 28 Eylül 1924) Böylece onun şiirde yaptığı bu yenilik edebiyat çevresinde kabul gördüğü anlaşılıyor.
Nazım Hikmet 1929′da “835 Satır” adlı şiir kitabı çıktığı zaman “Ahmet Haşim-Yahya Kemal- Faruk Nafiz Çamlıbel gibi yolların ustası olanlara, başka bir yolun ustası olacak yeni bir emek eklenir: Nazım Hikmet” (50 Yılın Türk Edebiyatı- Rauf Mutluay,s.177)
Bütün bunlardan sonra Türk şiirinde Nazım’ın yeni bir akımın öncüsü olarak görürüz. Bundan sonraki kuşaklar genel olarak bu biçimin etkisinde ürünlerini verirler. Ayrıca toplumsal gerçekçi bir akım olan Türk yazınında böylece yerini alır.
Nazım Hikmet, daha sonra ortaya koyduğu ürünlerde, imge bakımından Türk şiirine zenginlik kazandırır. O bu ürünleri oluşturulan geleneksel Türk şiirinin bütün öğelerinden yararlanır. Hem izlek yönünden bunları alıp yeni bir düzenle söyler hem de olayları bunlara dayanarak açıklar. Melih Cevdet Anday bir yazısında toplum sorunlarını anlatmak için tarihten yararlanmayı önerir. Nazım, “Kerem Gibi”, “Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin Destanı” gibi şiirlerde günceli anlatmak için tarihsel konulardan yararlanır. Jokond ile Si-ya-u, “Tarantababu’ya Mektuplar” gibi ürünlerde artık yalnız kendi toplumunu değil evrensel konuları işler. Bunlar da dünya tarihinin konularından, söylenbilimden esinlenerek yazılmış yapıtlardır.
Nazım; üzerine en çok yazılan sanatçılardan biridir. Onun üzerine yeni yeni ürünler yazılacaktır. Çünkü Nazım iyice anlaşılmadan çağdaş yazınımızın bir yanı boş kalacaktır.